Zamanı hatırlatan herşeyden nefret ediyorum.Önce beklemekten.Ömür boyu ya bekliyor ya bekletiyor insan.İkiside kötü, ikiside hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o?
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan.Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan.
İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek!
Özleme bir diyeceğim yok.O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
İnsanlığımız özleyişlerimizle anlamlı, yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin büyük bir tadı var, hele seni özlemenin...Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir.Beklemenin o korkunç zehri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir.Yaşıyorsam; içimde umut varsa. yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN-Sahibini arayan mektuplar