12/12/2007 - BEN GELDİM
Evet dostlar ben uzun bir aradans onra geldim işte . Öncelikle sağlık durumumdan bahsedeyim . Geçen hafta pazartesi Cerrahpaşa hastanesine gittim , önce asistan doktor biyopsi sonuçlarına baktı . Prof.dr.Abdullah bey gelince değerlendirir ama bence şu anki değerlerle ilaç tedavisi daha uygun dedi . Ama ilaç tedavisini ben kabul etmediğim için bunun sadece öneri olarak kaldığınında farkında . Sonra kendi doktorum geldi o da aynı şeyi söyledi . Diğer bir tedavi için değerler yüksek olumlu sonuç alamayız , ilaç tedavisini de siz istemiyorsunuz . Şu durumda her 2 ayda bir kan tahlili yapılıp değerlerde düşme olup olmayacağına bakılsın , 6.ayın sonunda tüm tahhlilleri tekrar kontrol ederek karar vereceğim . Büyük ihtimal biyopsi gerekecek dedi . Yani Haziranda 2.biyopsi yapılarak karaciğerin son durumuna bakılacak , o işlemden sonra ve tahlil değerlendirmesinden sonra net bir cevap verebilecek . Şu an herhangi bir şey kullanmayacağım ama 2 ayda bir gidip kan tahlilleri yaptıracağım . Ağrı olarak dayanamadığım bir ağrım yok şükür .
İlaç tedavisine neden hayır dediğimi soracak olursanız 1 . İlaç içmekten kesinlikle nefret ederim . Bilinen bir gerçekte şu ki haplar karaciğere zaten zarar veriyor . Doktora gittiğinizde size ilaç yazacaksa ilk sorusu -midende veya karaciğerinde problem var mı ? oluyor . 2 . Bana yazacakları ilaçları araştırdım ve o ilaçların etkileri kemoterapi ilaçlarıyla eşdeğerde . Çalışma hayatımı tamamen bitirir bu .Onları kullanarak ailemi ve beni sevenleri daha zor çaresizliklere düşürmeye hakkım yok . 3. Bütün bunlar normal hayatıma devam etmemi engeller ki bu moralimi sıfıra indirmek olur . 4. En önemlisi ben bunu da aşacağıma inanıyorum .
Benim için dua eden ve halimi merak eden dostlarıma TEŞEKKÜR EDİYORUM . BEN DAHA BURDAYIM . BENDEN KURTULDUĞUNUZU MU SANDINIZ YOKSA !
ANGELCHİLDS
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/11/2007 - HERKESE MERHABA
Evet sevgili dostlar ben geldim . Biraz denilemeyecek kadar geç kaldığımın farkındayım ama inanın ne tembellik ne de ihmalkârlık . Sadece sağlık sorunları . Ama bu kez birazdan daha ciddi ; 15 kasımda Cerrahpaşa hastanesine yatış yaptım . 16 kasım cuma günü de karaciğerden biyopsi ile parça alındı ve patoloji için laboratuara yollandı . 15 kasımdan bugüne dek raporluydum . Bugün işbaşı yaptım . Evde olmama rağmen iyi olmadığımdan internete de girmedim . Patoloji sonucu 27 kasım salı günü alınacak ve 3 Aralık pazartesi tekrar Cerrahpaşa hastanesinde patoloji sonucunu görüşmek üzere doktorumla randevum var .
Benim için dua edin olur mu ?
NOT:Ben siteye uğrayamasamda beni yalnız bırakmayan tüm dostlara selâmlar saygılar ...
angelchilds
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/9/2007 - BU TAŞLARLA HAYAT BULUN
| BU TAŞLARLA HAYAT BULUN! |
|
 |
Çamur banyoları, bitkiler, kaplıcalar, akupunkturlar, opoterapiler, mezoterapiler derken son zamanlarda taşlar büyük ilgi görmeye başladı. Hem tedavi hem de cilt bakımı amaçlı kullanılmaya başlanılan taşlar, bizlere adeta, “taş deyip geçme” diyor. Hangi taş hangi hastalığa iyi geliyor?
|
|
|
| Haberin Detayı |
|
|
Taşlar üstüne yaptığı çalışmalarla tanınan Petek Kitamura, taşların birçok rahatsızlığa iyi geldiği için yoğun ilgi gördüğünü söylüyor. Kitamura, doğal taşların milyonlarca yılda meydana geldiğini anlatarak, bünyelerinde topladıkları enerjinin insanlara aktarılmasıyla da birçok hastalığa şifa olabileceğini kaydediyor. Taşların şifa etkisini anlayabilmek için yatağına bakmak gerektiğini ifade eden Kitamura, taşların erkek, dişi ve salkım olarak üç şekilde bulunduğunu söylüyor.
Kitamura, taşların enerji verme kuvvetinin ayın durumu ile ilişkili olduğunu, dolunay zamanında taşların enerji yayımının maksimum seviyeye ulaştığını; hilal zamanında da enerji akışının zayıf olduğunu belirtiyor.
Hangi taş, hangi hastalığa iyi geliyor?
Agat: Tansiyon dengeleyicidir.
Akuamarin: Solunum problemlerine iyi geliyor, hafızayı güçlendirip, sinirleri yatıştırıyor.
Ametist: Kan temizleyicidir. Huzurlu ve zinde olmamızı sağlar.
Aventurin: Korkuları yenmede ve yaşlılıkla mücadelede etkilidir.
Hematit: Kan dolaşımının sağlıklı olmasına yardımcı olur.
Jasper: Sindirim sistemine iyi gelir. Karaciğer ve safrakesesini güçlendirir.
Kaplan gözü: Sinirsel spazmları ve baş ağrılarını hafifletir.
Kuvars kristali: Zihinsel, bedensel ve ruhsal düzeyimizi artırıcı enerji üretir.
Krizopras: Sinirsel gerilimleri yok eder. Neşe ve huzur sağlar.
Malahit: Korku ve şüpheleri yok eder. Karaciğer ve dalağın işlevlerine yardımcıdır.
Mavi kuvars: Öksürük azaltıcı ve ateş düşürücüdür. Zihin açıklığı ve güven duygusu sunar.
Pembe kuvars: Stres giderici olup, hata duygularını, korkuyu ve öfkeyi azaltır.
Rodonit: Vücudun sağlıklı gelişmesine yardımcı olur. Kan dolaşımını dengeler.
Rutilat kuvarsı: Depresyonu azaltır.
Sitrin kuvarsı: Toksinlerin atılmasını kolaylaştırır. Cilde serinlik ve sadelik sunar. Cilt hastalıklarına karşı koruyucudur.
Sodalit: Tiroit metabolizmasının dengesini sağlar. Zihin açıklığı ve sakinlik verir.
Topaz (Sitrin): Neşe ve hoşnutluğu uyaran bir taştır.
Tormalin: Vücudu ve zihni güçlendirir. İlham verici ve konsantrasyon sağlayıcıdır.
| ALINTI |
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/9/2007 - SAĞLIKLI UYKU
SAĞA YATARAK UYUMA
Bir tarafa yatarak uyuma durumunda, yatılan yöne bağlı olarak burun deliklerimizin birisinin tıkanırken, diğerinin açıldığı ve solunumun açık olan burun deliğinden yapıldığı araştırmalarla belirlenmiştir. Ayrıca nefes alınan burun deliği ile beynin yarımküreleri ve sempatik-parasempatik sinir sistemleri arasında da bir münasebet olduğu, çalışmalarla gösterilmiştir. Sağ tarafa yatılması durumunda, sağ burun deliği tıkanmakta, sol burun deliği açılmaktadır.
Sol burundan yapılan nefes alma ile sağ beyin yarımküresinin aktivitesi artar. Sağ beyin yarımküresinin uyarılması, parasempatik sinir sistemimizin faaliyetlerini artırmasına, kalb hızımızın yavaşlamasına, tansiyonumuzun düşmesine ve mide-bağırsak faaliyetlerimizin yavaşlamasına vesile olur. Dolayısıyla kalbimiz daha az yorulur, uykuya dalmamız daha kolaylaşır, bu da istirahatimizin daha iyi olmasına imkân sağlar.
Diğer yandan sol tarafa yatılırsa ne olur? Sol burun deliğinin tıkanması ile birlikte sağ burundan nefes alınması, sempatik sinir sisteminin faaliyetlerinde artışa yol açar; bu durumda kişi heyecanlanmış gibi olur ve kalb atışlarındaki hızlanma ile kalb daha da yorulur. Bu yüzden uykuya dalma zorlaşır. Çünkü kalb atım hızının, tansiyonun, heyecan ve dikkatin artması uykuya engel olabilir. Sol tarafımız üzerine uyumada ise vücudumuz daha çok yıpranacaktır.
Sırtüstü veya yüzüstü yatınca durum ne olacaktır? Yüzüstü yatmak zaten uzun süre mümkün olmadığı gibi Efendimiz (sas) tarafından da uygun görülmemiştir. Kalb, akciğerler ve mide bu durumda baskı altında olduğu için, ciğerlerimiz ve midemiz sıkışıp rahatsızlık verebilir. Sırtüstü yatıldığında ise bu rahatsızlıklar olmayabilir. Ancak uykuya dalmada gecikme olabilir. Bu durum da vücudun tam dinlendirici bir uykuya geçmesine ve dinlenmesine engel olabilir. Çünkü bu durumda gündüz olduğu gibi iki burun açık olacak ve parasempatik sistem uyarılamayacaktır. Ayrıca sırtüstü yatılması durumunda mide ve bağırsakların fonksiyonlarını gerçekleştirmesi biraz daha zorlaşacaktır.
En faydalı ve belki de en az zarar görebileceğimiz bir yatış pozisyonun Yüce Rehberimiz’in (sas) bize tavsiye ettiği ‘sağ yana yatarak ve ayakları vücuda doğru çekerek uyuma’ şeklinde olduğu hakikati ilmî araştırmalarla ancak bugün doğrulanabilmektedir. Bu yatış şeklinde hem mide ve bağırsaklar korunmakta, hem de sindirimin daha kolayca tamamlanması mümkün kılınmaktadır.
Kâinatın Efendisi (sas) bir düstur olarak yemek yedikten hemen sonra uyunmamasını ve uyku için de sağ tarafa yatılmasını bize bildirmektedir. Kaldı ki, bu şekilde bir yatışın anne karnında aylarca büyütülen bir bebeğin pozisyonuna benzer olması da bunun fıtrî bir yatış tarzı olduğunu gösterir. Çünkü bebek anne karnında büyütülüp geliştirilirken, kemiklerinin üzerine yerleştirilen kasları kasılmamış orijinal hâlindedir. Doğumdan sonra ise her türlü hareketimiz bu kasların kasılmasıyla olur. Kaslarımızı en iyi dinlendirmenin yolu ise ilk yaratılış hâlimizi almamızdır.
Bununla beraber Kur’ân-ı Kerim’de Âl-i İmrân (3/191) ve Kehf sûrelerinde (18/1 geçen ayetlerde, insanların her iki yanları üzerinde yatarken de ’ı anabileceklerinin ve ayrıca uyku sırasında zaman zaman sağa-sola döndürüldüklerinin anlatılmasından, sola yatmanın da yasaklanmadığını, sağa yatmanın, ilk yatış şekli olarak tavsiye edildiği anlaşılabilir.
ALINTI
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/3/2007 - BÖBREKLER VE BÖBREK TAŞLARI
| Böbrekler |
| Böbrekler bel kemiğinin iki yanında, kaburgaların hemen altında yer alan, yumruk büyüklüğünde, fasulyeye benzeyen bir çift organdır. Başlıca işlevleri kanın fazla suyunu ve artık maddelerini süzmektir. Bu maddeler idrar şeklinde ureter denilen kanallarla böbrekten mesane (sidik torbası ) na aktarılır ve buradan da uretra yolu ile dışarıya atılır.
Böbrekler aynı zamanda 3 önemli hormonu da üretirler. Bunlar kemiklerde kırmızı kan hücrelerinin üretimini harekete geçiren eritropoetin; kan basıncını düzenleyen renin ve sağlıklı kemikleşme için gerekli olan D vitamini. | Böbrek Taşı Nedir:
Henüz tamamen anlaşılamamış bazı sebeplerle normal idrarın içeriğinde bulunan özellikle ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleşerek böbrek içinde taş olarak adlandırılan yapıları oluştururlar. Tıbbi adı Nefrolitiazis dir. Oluşan bu taşlar golf topu kadar büyük olabileceği gibi kum tanesi kadar küçükte olabilirler. Düzgün yuvarlak, sivri, asimetrik vs. çeşitli şekillerde olabilirler. Çoğu taş sarı-kahverengi renklerdedir. Ancak kimyasal bileşimine göre bronz rengi, altuni veya siyah renkli taşlar da olabilir.
Bazı taşlar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilirler. Bazıları ise ureterler, mesane ve uretra boyunca yer değiştirirler ve idrarla dışarı atılabilirler. Küçük olan taşlar herhangi bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsızlıkla dışarı atılabilirken daha büyük olan taşlar çok şiddetli ağrılara sebep olabilirler.Bazende idrar geçişini önleyebilen tehlikeli tıkanıklıklar oluşturabilirler.
Görülme Sıklığı:
Oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerin % 10-15 i, kadınların ise ortalama % 5 inde görülür.İlk olarak genellikle 20-30 yaşlarında ortaya çıkar. Özellikle erkeklerde bir kez taş oluşmuş erkeklerin 2/3 ünde ortalama 9 yıl içinde taş tekrarlamaktadır.
Sebepleri:
Böbrek taşını oluşturan sebepler kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar içilen suyun çok fazla sert ( kalsiyum sulfat içeriği fazla ) veya çok fazla yumuşak ( sodyum karbonat içeriği fazla ) olmasının etki edebileceğini söylemektedirler. Aşırı alkol tüketimi, gut hastalığı da aşırı taş oluşumuna sebep olabilir.Bazı araştırmacılar ise aşırı sıvı kaybına neden olan sıcak iklimlerde böbrek taşının daha sık rastlandığını, bir başka grup birtakım özel yiyeceklerin bövrek taşına neden olduğunu iddia etmektedir.
- Supersaturasyon teorisi: ( aşırı doygunluğa bağlı kristalleşme teorisi.) En yaygın teoridir. Vücudun susuz kalmasına bağlı olarak idrar daki sıvı oranı ile çözünen katı maddeler arasında dengesizlik oluştuğuna inanılır. Bu çözünmüş artık maddeler ile aşırı yüklenen idrar bir noktada doygunluğa uğrar ve bu noktadan sonra artık maddeler yavaş yavaş birikerek kristalizasyona ve taş oluşumuna sebep olur. Bu nedenle taş oluşumunu engellemek için çok miktarda su içilmesi önerilir.
- İnhibitörler: Normal idrar kristalleşmeyi engelleyen inhibitörleri içermektedir. Bir teoriye göre bazı kişilerde bu inhibitörler yeterli görevi yapamamakta , kristalleşmeyi ve dolayısıyla taş oluşumunu engelleyememektedir.
Böbrek Taşlarının Tipleri:
Böbrek taşları kimyasal içerik olarak farklılıklar gösterir.
Tüm böbrek taşlarının yaklaşık % 70-80 i ya kalsiyum oksalat, veya kalsiyum fosfat ya da her ikisinin bileşiminden oluşur. Kalsiyum diş ve kemik sağlığında önemli rol aynar ve normal diyette bulunur. Kalsiyumun fazlası idrar yolu ile ile vücuttan uzaklaştırılır. Kalsiyum taşları da hiperkalsiüri ( idrarda aşırı kalsiyum bulunması ) li kişilerde oluşmaktadır.
Kalsiyum taşı oluşan hastaların % 40 ında sebebi bilinmeyen ailevi geçişli kalsiyum metabolizması bozukluğu vardır.Ender olarakta kalsiyum metabolizmasını harekete geçiren parotiroid hormonunu aşırı miktarlarda üreten paratiroid bezi tümörü sebep olmaktadır. Furasemid gibi diüretikler, kalsiyum bazlı antasitler ve steroidler de hiperkalsiüri ye neden olabilmektedir. Aynı zamanda bazı barsak hastalıkları, A ve D vitamininin çok yüksek miktarlarda alınması, et, tavuk, balık gibi yiyeceklerin aşırı alınması da sebep olabilmektedir.
Diyette B vitamininin çok az veya C vitamininin çok fazla olması ile kalsiyum oksalat taşlarının oluşumu arasında bir ilişki kurulmaktadır.
Ürik asit vücutta protein yıkımı sonucu normal olarak oluşur ve idrarla atılır. Ancak bazı kişilerde özellikle erkeklerde ürik asit böbreklerde ve eklem yerlerinde birikebilir. Eklemlerde ürik asit birikmesi ailevi geçişli olan gut hastalığında görülür. Böbreklerde birikmesi ile de ürik asit taşları oluşur.
Böbrek taşlarının % 5-23 ü ( özellikle çoğunlukla erkeklerde olmak üzere) ürik asit taşlarıdır. Ürik asit taşlarında genetik faktörlerin de rol oynadığı öne sürülmektedir. Yüksek proteinli ( özellikle et ürünleri fazla ) diyet alanlarda ürik asit taşı oluşma olasılığı artmaktadır.
Tüm taşların yaklaşık % 20 sini oluştururlar. İdrardaki ürenin bakteriler tarafından bozulması ile asidikleşen idrarda oluşan amonyak ve magnezyumun kristalleşmesi enfeksiyon taşlarına neden olmaktadır. Üriner sistem enfeksiyonu geçirmeye daha yatkın olan kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanmaktadır.
Sistin sinir kas ve bazı dokuların yapı taşlarından olan aminiasitlerden biridir. Ender görülen ailevi bir hastalık olan sistinüri de böbrekler de sistin taşları oluşur. Tüm taşların % 1-2 sini oluşturmaktadır.
KAYNAK . www.populermedikal.com
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/3/2007 - Böbrektaşı Sancıları
Böbrektaşı Sancıları
Belirtileri Tedavi
Belirtileri
Böbreklerdeki ağrılar çeşitli nedenlere bağlı bulunabilirler.Ancak böbreklerde oluşan ağrının kesin tanısı böbreklerde taş bulunmasından ötürü ise aşağıdaki öneriler faydalı olacaktır.
Tedavi
Bir çay fincan kaynar suyun içine ince kıyılmış iki çay kaşığı sinir otu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülüp içilir. Günde 3 kere tekrarlanmalıdır.
* Bir su bardağı soğuk suyun içine bir çay kaşığı benekli yılan yastığı katılıp bir gece dinlendirildikten sonra uzun aralıklarla bir gün içinde tüketilir. Zehirli olmasından ötürü sakıncalı olup doktor kontrolünde kullanılması tavsiye edilir.
* Yarım litre ılık suyun içine ince kıyılmış iki iri baş kuru soğan katılıp sekiz saat bekletildikten sonra süzülüp günde üç öğün aç karnına birer kahve fıncanı içilir.
* Bir litre suyun içine iki çorba kaşığı kekik katılıp kaynatılan su yarıya ininceye kadar beklenip süzülmesinin ardından günde iki defa sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Birbuçuk litre suyun içine ikişer çorba kaşığı muşmula çekirdeği ve bakla kurusu katılıp kaynatıldıktan sonra süzülerek günde üç öğün birer su bardağı içilir.
* Bir litre suyun içine iki çorba kaşığı böğürtlen kökü katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir. * Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir kahve fıncanı enginer yaprağı katılıp kaynatıldıktan sonra süzülerek sabahları kahvaltıdan önce bir su bardağı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir kahve fincanı dişbudak yaprağı katılıp kaynatıldıktan sonra süzülerek sabahları kahvaltıdan önce bir su bardağı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir kahve fıncanı söğüt yaprağı katılıp kaynatıldıktan sonra süzülerek günde üç öğün birer çay bardağı içilir. * Bir miktar suyun icinde pırasa kaynatılıp günde bir bardak suyu soğuk olarak içilir.
* Bir litre suyun içine bir kahve fıncanı bakla çiçeği ve iki tutam mısır püskülü katılıp kaynatıldıktan sonra süzülerek sabahları kahvaltıdan önce bir su bardağı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış yarım kahve fincanı patlıcan yaprağı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
KAYNAK : www.dermanbul.com
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/2/2007 - GENÇLEŞMENİN 11 YOLU
| Sağlık |
|
|
|
|
| 26 Şubat 2007 Pazartesi |
 |
Biraz çaba ile hayatınızı olabilecek en uzun sürede ve yüksek enerji ile sürdürmeniz mümkün. İşte gerçek yaşınızı daha aşağılara çekebilmek için oluşturulmuş “Sağlıklı Gençleşmenin 11 Adımı”ndan öneriler;
|
|
|
| Haberin Detayı |
|
|
1. Vitaminlerinizi alın
Düzenli olarak C vitamini (1200 mg/gün), E vitamini (400 IU/gün), kalsiyum (1000-1200 mg/gün), D vitamini (400-600 IU/gün), folat (400 mikrogram/gün), ve B6 vitamini (6 mg/gün) almak gerçek yaşınızı 6 yaş geriye taşıyabilir.
2. Sigarayı bırakın ve pasif içici olmaktan sakının
Sigara gerçek yaşınızı 8 yaş ileriye taşıyabilir.
3. Kan basıncınızı öğrenin ve izleyin
Düşük kan basıncına sahip bir kişi (~115/75 mm Hg) yüksek kan basıncına sahip bir kişiden (160/90 mm Hg’dan daha yüksek) 25 yaşa kadar daha genç kalabilir.
4. Yaşamınızdaki stres kaynaklarını azaltın
Çok stresli olduğunuz zamanlarda gerçek yaşınız takvim yaşınızdan 32 yıla kadar daha ilerde olabilir. Sağlam sosyal ilişkiler kurarak ve stres azaltma stratejilerinden yararlanarak stresin sizi taşıdığı fazladan 32 yılın 30’unu geriye doğru kat etmek mümkündür.
5. Diş ipi kullanın
Diş ipi kullanmak ve dişlerinizi düzenli olarak fırçalamak gerçek yaşınızı 6.4 yıl geriye taşıyabilir.
6. Aktif olun
Az miktarda egzersiz bile (günde 2 kez 20 dakikalık yürüyüş) gerçek yaşınızı neredeyse 5 yıl geriye taşıyabilir.
7. Emniyet kemeri kullanın
Emniyet kemeri kullanma alışkanlığını edinmek ve her zaman hız sınırının 10 km/ saat altında araç kullanmak gerçek yaşınızı 3.4 yıla kadar geriye taşıyabilir.
8. Lifli gıda tüketin
Günlük beslenme sırasında 25 gram lif tüketen birinin gerçek yaşı günde 12 gram lif tüketen birine göre 2.5 yıl daha geridedir. Erkeklerin günde 25 gramdan da daha fazla lif tüketmeleri gerekir.
9. Sağlığınızı yakından izleyin
Sağlığı ile ilgili gelişmeleri titizlikle izleyen, tedavi ve bakım konusunda standartlarını her zaman yüksek tutan kişiler bunu yapmayanlara göre 12 yaşa kadar daha genç kalabilirler.
10. Bol bol gülün
Kahkaha stresi azaltır, bağışıklık sistemini destekler ve gerçek yaşınızı 8 yıla kadar geriye taşıyabilir.
11. Yaşam boyu bir “öğrenci” olarak kalmayı hedefleyin
Yaşam sürecinde entelektüel faaliyetlerden uzak kalmayan kişiler gerçek yaşlarını 2.5 yıla kadar geriye taşıyabilirler. |
www.imedya.com |
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/2/2007 - BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
| Sağlık |
|
|
|
| İşte bağışıklık sisteminizin düşmanları |
|
08 Şubat 2007 Perşembe
|
 |
Vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi adı verilen şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç savunma mekanizması vardır. Bağışıklık sistemi insanoğlunu "mikrop" diye tanımlanan, enfeksiyona yol açabilen virus, bakteri, mantar ve parazit gibi mikrororganizmaların zarar verici etkilerine karşı korur. Bağışıklık sisteminizi daha iyi korumak için öncelikle düşmanlarınızı tanımanız gerekir. |
|
|
|
|
|
Stres-İş stresi İş tanımındaki belirsizlik, zaman yetersizliği, kişiler arası çatışma, kariyer belirsizliği, aşırı sorumluluk, yoğun iş yükü, iş güvenliği, fiziki mekan ise "iş stresi"ni tetikleyen faktörlerin bazıları. Dolayısıyla son yılların zor, rekabetçi ve aşırı çalışmaya dayalı iş ortamlarından kaynaklanan stresin, insan sağlığını tehdit eder duruma geldiğini söylemek hiç de yanlış olmaz. Uzun süreli kronik stres bağışıklık sistemini zayıflatıp, sağlığımızı tehdit eden durumlara neden olur:
* Vücudun enfeksiyonlara karşı direncini azaltır
* İnsanların üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma olasılığını 3-5 misli artırır.
* Kanser, ülser insidansında artışa sebep olabilir.
* Sırt ve omuz ağrılarını artırabilir.
* Kalp krizi riskini artırır.
* Yorgunluğa, bitkinliğe yol açar.
* Metabolizmayı bozarak yaşlanmayı hızlandırır. .
Oksijen
Herkesin hayatta kalmak için ihtiyacı olduğu oksijenin sağlığımıza zararlı olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Evet, aslında oksijenin iki yüzü vardır. Kötü olan yüzü ve iyi olan yüzü. Oksijen kullanan her canlı, "serbest radikaller" olarak bilinen şeyleri üretir. Serbest radikaller, hücreler oksijen tüketirken oluşurlar. yani serbest radikaller değişen oksijen molekülleridir. Serbest radikaller yaşam için gereklidir. Elektron taransferi enerji üretimi ve pek çok diğer metabolik işlevde temel oluşturur. Bu serbest radikaller kontrolsüz bırakılırlarsa, bağışıklık sistemimize zarar verme ve kronik hastalıklar gelişme riski ortaya çıkabilir. Bilim adamları 1954'lerden beri serbest radikallerin yaşlanma ve dejeneratif hastalıklara neden olduğunu bilmektedirler. Serbest radikaller, yaşadığımız her dakika oluşur ve büyük ölçüde vücudun kendi anti-oksidan ordusunun kontrolünde tutulmaktadır.
UV Radyasyonu Bağışıklık sistemi, UV ışınları gibi çevresel faktörlerden kaynaklanan değişimlerden zarar görür. Bilim adamları, güneş yanıklarının insanlarda güneşe maruz kaldıktan sonra 24 saat ve daha fazla süre içerisinde kandaki beyaz kan hücrelerinin hastalıkla savaşım fonksiyonunda bir azalma görüldüğünü belirtmişlerdir. UV radyasyonuna sürekli maruz kalma vücudun bağışıklık sistemini etkileyen zararlara neden olabilir. Hafif güneş yanıkları insanlarda ki bütün cilt tiplerinin bağışıklık fonksiyonlarını baskı altına alabilir. Yüksek gerilim hatlarının yaydığı radyasyon da insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyebilmektedir. Bu etkileşim, insanın bağışıklık sistemi bozup, hastalıkların başlamasına yol açabilmektedir. Yüksek gerilim altında yerleşik insanlar, başta kanser olmak üzere birçok hastalığın kapısını aralayan radyasyondan korunmak için buralardan uzaklaştırılmalı, daha güvenli başka bölgelere taşınmalıdır.
Kötü Beslenme Beslenme vücudun direncine ve mikroplara etki edebilmektedir. Fazla yorgunluk, travmalar, yanıklar vb vücutta protein yıkımına ve böylece direncin azalmasına neden olur. Protein ve enerji bakımından yetersiz ve kötü beslenme durumlarında bağışıklık sisteminde görevli yapıların vücudumuzu savunma gücü zayıflar. Beslenme yetersizliği özellikle çocuklukta hastalıklara yakalanma ve ölümde büyük rol oynamaktadır. Eksik beslenme enfeksiyonlara ve bunların komplikasyonlarına zemin hazırlamaktadır. Oluşan enfeksiyon da beslenmeyi bozar ve bağışıklığı azaltabilir.
Alkol Alkol keyif verici bir madde olarak günlük yaşantımızda yer almaktadır. Alkolün, özellikle kronik alkol alışkanlığının, organizmanın immun savunması üzerinde olumsuz etkiler yaptığı kanıtlanmıştır.
Uykusuzluk Uyku sırasında vücudumuz ve beynimiz dinlenirken bağışıklık sistemi dinlenmez. Aksine işgalci organizmalara karşı hazırlık yapar. Eğer iyi dinlenilmezse bağışıklık sistemi bozulabilir. Yukarıda saydığımız etkenlerin dışında bazı ilaç tedavileri, yorgunluk, aşırı spor yapma, mevsimsel ve hormonal değişikliklerde immun sistemimizi zayıflatan faktörlerdendir.
Kaynak
www.bagisiklik.com
| |
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/2/2007 - MUTLULUĞA BU REÇETE İLE ULAŞIN !
| Yaşam |
|
|
|
|
| 05 Şubat 2007 Pazartesi |
 |
Siz de mutsuz olduğunuzu düşünenlerdenseniz, size iyi bir haberimiz var. Mutlu olmak sandığınız kadar zor değil. Yapmanız gereken tek şey; hayatınızda bazı küçük değişiklikler yapmak. İşte size mutluluk reçetesi;
|
|
|
| Haberin Detayı |
|
|
Çocuklar Anketlere göre en büyük mutluluk çocuğuyla birlikte dünyayı çocuk gözleriyle algılamak için ikinci bir şans elde edenler daha mutlu daha heycanlı sınırsız ve pespembe. Bol bol çocuklarla oynayın ilgilenin.
Kırmızı biber Acı kırmızı biber önce insanda cehennem duygusu uyandırır. Ancak hemen arkasından ödülü geliyor. Biberde "Capsacıh" adlı madde damakta endorfin salgılanmasıyla acıları dindiriyor, insanı mutlu kılıyor. Bol acı yiyen Asyalılar onun için mutlular.
Çiçekler Doğaya saygı gösteren mutlu olmayı da bilir. Araştırmalara göre çiçek insanın mutluluk düzeyini yüzde yüz arttırıyor.
Mor renk Mor renk araştırmacılara göre insan ruhunu dengeye kavuşturuyor. Kırmızı insanı aktif yaparken mavi dinlendirirken kırmızı ve mavinin karışımı olan mor dengeyi sağlıyor.
Çikolata Flört etmek gibi birşey. Bir kalem yemek mutluluk hormonu seratonin anında beyin dolaşımına çıkıyor. İçindeki penilatin "lamin" insanı bulutlara çıkıyor.
Muz Kendinizi güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz? hemen bir muz yiyin. Magnezyum ve Kalsiyum içeren bu meyva strese karşı birebir. O da mutluluk hormanı serotonin kışkırtıyor.
Gülmek Herşeyi ciddiye alanlar baştan kaybediyor. Gülmek gülümsemek insanı sağlıklı ve mutlu yapıyor. Bir kahkaha bin porsiyona bedeldir sözü doğrudur.
Spor Spor yaparken de sonrasında da mutluluk hormanı salgılanıyor. Açık havada tenis oynamak koşu yapmak sıkı bir yürüyüş mutluluk hormonu serotonin salgılamasını sağlıyor. Bulduğunuz her fırsatta spor yapın.
Günlük tutmak İnsanın gerçek mutluluğu dışarda değil iç dünyasındadır. Günlük tutmak insanın pusulası olabilir. Başımızdan geçen olayları mutlu anıları özellikle vurgulayarak kağıda dökerek bunları kalıcı kılmış oluruz
Manevi inanç İstatistiklere göre Allaha inananlar zor durumlarla karşılaştıklarında daha dayanıklı oluyorlar. Yaradana inanç insanı mutlu ve sağlıklı kılıyor.
Masaj Masaj yaptırmak vücuttaki toksinlerin laktik asidin gitmesini sağlıyor, rahatlatıyor ve mutluluk hormonunu çalıştırarak sakinleştirdiği biliniyor.
Müzik Şarkı söylemek, şarkı dinlemek güzel bir müzik insanı mutlu ederken stresi yok ediyor.
Bitki çayları Bilinen bir sürü faydası olan bu çaylar insanı hem sağlıklı hem dinç kılıyor.
İyimserlik Tüm zor anlarda engellerde insanların iyimser olması bağışıklık sistemini olumlu etkiliyor.
Reiki Sağlıklı insanlarda hastalıklara karşı önleyici etkisi, canladırıcı dinç kılma özelliği ile diğer insanlarda şifa bulma amacıyla kullanılıyor. Mutluluk ve relax etkisi olduğu biliniyor.
Dostluk Arkadaşları ile olan insanlar kendilerini daha mutlu hissediyor. Dostluğun en iyi yanları karşılıklı güven ve birbirlerini dinleme yeteneğidir.
Meditasyon Gevşeme teknikleri insanın ruhundaki sıkıntıları atar. Gevşemiş bir insan yaşadığı anın tadını çıkarır, çevresindeki küçük mutlulukları bulabilir
.
Evcil hayvan Kuş, kedi, balık, köpek, civciv. Ev hayvanları ile uğraşanların çok mutlu ve sağlıklı yaşadığı bilimsel bir gerçek.
Ev işleri İnanılır gibi değil ama gerçek Erkeklerin yüzde onikisi yemek pişirip ütü yaparak ev temizleyerek mutlu olduğunu söylüyor. İşin en iyi yanı erkekler ev işi yapınca kadınlar da mutlu oluyor. | |
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/2/2007 - TUZLU SU
Arkadaşlar aşağıda okuyacağınız yazı internetten alıntıdır..
Denize girdikten sonraki dinlenmişlik ve arınmışlık halini hepimiz biliriz. Havuza girdiğimizde ise bunu hissetmeyiz. Sebebi
sudaki tuzdur. Tuzlu su bedende birikmiş negatif elektriği iletkenliği sayesinde sizden alır götürür.Sizler de akşam eve
geldiğinizde bütün günün üzerinizde bıraktığı
ağır etkiler ve stresten kurtulmak için yada toplantı, sınav gibi üzerinizde gerilim yaratan durumlardan önce ellerinizi bir
miktar ( 1litre suya iki çorba kaşığı tuz yeterli) tuzlu suyla yıkadığınızda bu birikmiş olan negatif elektrikten kurtulur ve
arınırsınız.
Benim uyguladığım yöntem, her akşam eve geldiğimde ellerimi sabunlamadan önce, ellerimi, banyomda lavabo başında hazırlayıp bıraktığım bir miktar tuzlu su ile yıkamak oluyor. Belirtmeliyim ki REİKİ ve şifa ile uğraşan dostlarım da seans öncesi ve sonrası bunu uygulamaları kendilerini ve uygulatıcıyı korumada büyük yarar sağlıyor. Duş alırken de arada tuzlu suyu başınızdan aşağıya dökerseniz tam ve net sonuçlar alırsınız. İş dönüşü ayaklarınızı tuzlu suyla yıkamak tahmin ettiğinizin ötesinde bir yarar sağlar.
Doğal Terapiler Uzmanı
Haluk Otman
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
İNSAN YAŞADIĞI SÜRECE SADECE KENDİNE AĞIR GELMEZ...HERKES KORKULARIYLA YAŞAR AMA PEK AZ İNSAN KORKULARININ ÜSTÜNE GİTME CESARETİ TAŞIR.
|