19/12/2007 - BEKLENEN
BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar?
Hikayesi
...BU ŞİİRİN HİKAYESİ....
Üniversiteli
delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı.Okul salonundaydı
maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında,
sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..
Delikanlı,
bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu
takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir
şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı
izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze
geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda..Kız onu
tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de
delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip,
takım karşıya gidince, delikanlıda yerini değiştirdi, o da karşıya
gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kızda gidiş gelişleri
fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar..
'Anladım'
der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar
şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden
oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.
Dahası..Ankara
Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez
daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme,
çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..Bir defasında,
yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi,
okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra
arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene
karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm
ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
Delikanlı,
voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar.Sonunda bütün
cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu.
Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde,bir şekilde tanışmaları
gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan:
'Tabii' dedi.. 'Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye
karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de
tanışırsınız..'
'Mutluluk işte bu olmalı' diye düşündü
delikanlı. 'Mutluluk işte bu..' Ve konser gününe kadar geceleri hiç
uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı..O ne heyecandı
öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El
sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı..
Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı
ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı..
Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun
nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir
karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en
romantik şarkısı söylenirken ki, o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın
en romantik şarkısıydı ya, o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu
duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi
giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden,
incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı, sanki
kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu..
Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı..
Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu..
Kalbi
yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini
kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..Konserden çıkarken, kız,
şakalaştı.. 'Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın
Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak..'
Hayır,
aramayacaktı..Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu
otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana
kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi..
Sabah
erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona
erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu..
Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç
falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun..
Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde,
üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir
ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele
Kolej'de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini
bilmenin gururu..
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı
garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki..Kız
'Keşke orada olsaydın' demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o..
Ona
o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..Bir gün üniversite
kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha
doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu
dört satırda vardı sanki..Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı..
Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan
geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. 'Bu sana' diye kartı eline
tutuşturdu ve kayboldu ortadan, kız, dizeleri okurken..
'Ne hasta beklerdi sabahı Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!..'
Ertesi
gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej'in önündeydi
gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu.
Yalnızdı..Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı
genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte..
Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. 'Sana bir şeyler söylemek
istiyorum' dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli..
'Bak
iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin,
ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var.
Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok
hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.'
'O
zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka
kimse olmazsa, ara beni' dedi delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın
yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda
önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..
Yıllarca
sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini o, o zaman
biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca
bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın
sabahı, seytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi.
Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle
bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi
bulmadan bekledi.
Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin
tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir aslında.. İlki kıza verdiği.. Bir
ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına
dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor,
sürüyordu..Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün
delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. 'Günlerdir seni arıyorum' dedi
kız.
'Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!..'
'Yaa'
dedi delikanlı.. 'Yaa' dedi sadece..Kalbi heyecandan ölesiye çarparken,
aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses
çıkmıştı..
'Yaaa!..'
Cebinde artık iyice
eskimiş kartı uzattı kıza.. 'Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim
ya bir gün' dedi.. 'Bu da ikinci ve son dörtlüğü onun..'
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız dizelere bakarken..
'Geçti istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!..
ALINTI www.sevdiceğim.net
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/9/2007 - İNSANI DÜZELTMEK DÜNYAYI DEĞİŞTİRİR
İNSANI DÜZELTMEK Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düsündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi. Sonra düsündü; oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez. Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve "Baba haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz " dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içinde kaldı ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şöyle cevap verdi :
- Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı.
İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/5/2007 - SAVAŞA DAİR
CHEROKEE KABİLESİNİN YAŞLILARINDAN BİRİ TORUNLARINA EĞİTİM VERİYORDU. ONLARA DEDİ Kİ:
FARZEDELİM Kİ BİR SAVAŞ VAR. KORKUNC BİR SAVAŞ. İKİ KURT ARASINDA:
BU KURTLARDAN BİRİSİ; KORKUYU, ÖFKEYİ, KISKANÇLIKLARI, ÜZÜNTÜYÜ, PİŞMANLIKLARI, AÇGÖZLÜLÜĞÜ, KİBRİ, KENDİNE ACIMAYI, SUÇLULUĞU, KÜSKÜNLÜĞÜ, AŞAĞILIK DUYGUSUNU, YALANLARI, YAPMACIK GURURU, ÜSTÜNLÜK TASLAMAYI VE EGOYU TEMSİL EDİYOR.
DİĞERİ İSE; ZEVKİ, HUZURU, SEVGİYİ, UMUDU PAYLAŞMAYI, CÖMERTLİĞİ, DİNGİNLİĞİ, ALÇAKGÖNÜLLÜLÜĞÜ, NEZAKETİ, YARDIMSEVERLİLİĞİ, DOSTLUĞU, ANLAYIŞI, MERHAMETİ VE İNANCI TEMSİL EDİYOR.
AYNI SAVAŞ SİZİN İÇİNİZDE DE SÜRÜYOR VE DİĞER TÜM İNSANLARIN İÇİNDE DE.
COCUKLAR ANLATILANLARI ANLAMAK İÇİN BİR DAKİKA DÜŞÜNDÜLER VE İÇLERİNDEN BİRİ BÜYÜKBABAYA "HANGİ KURT KAZANACAK?" DİYE SORDU.
YAŞLI CHEROKEE KISACA CEVAPLADI
"BESLEDİĞİNİZ"
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/4/2007 - ÖYKÜ

Asya'da maymun yakalamak icin kullanilan bir cesit tuzak vardir. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir agaca veya yerdeki bir kaziga baglanir. Hindistancevizinin altina ince bir yarık acilir ve oradan icine tatli bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini acikken sokacagi kadar buyukluktedir, yumruk yaptiginda elini disari cikaramaz. Maymun, tatlinin kokusunu alir, yiyecegi yakalamak icin elini iceri sokar ve yiyecegi kavrar, ama yiyecek elindeyken elini disari cikarmasi olanaksizdir.
Sıkıca yumruk yapilmis el, bu yarıktan disari cikmaz. Avcilar geldiginde, maymun cilgina doner ama kacamaz. Aslinda bu maymunu, tutsak eden hicbirsey yoktur. Onu sadece onun kendi bagimliliginin gucu tutsak etmistir. Yapmasi gereke tek sey elini acip yiyecegi birakmaktir. Ama zihninde acgozlulugu o kadar gucludur ki bu tuzaktan kurtulan maymun cok nadir gorulur.
Bizi tuzaga dusuren ve orada kalmamiza neden olan sey, arzularimiz ve zihnimizde onlara bagimli olusumuzdur. Tum yapmamiz gereken, elimizi acip benligimizi ve bagimli oldugumuz seyleri serbest birakmak ve dolayisiyla ozgur olmaktir.
JOSEPH GOLDSTEIN
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/4/2007 - NE DUYMAK İSTERSEN
Ne DuYMaK iSTeRSeN
Bir gün New York'ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkarlar. Gruptan biri kızılderilidir yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yolda çalışma yapan işçilerin, araçlarının çıkardığı gürültü ve araçların korna sesleri arasında ilerlerken
Kızılderili kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyler ve aranmaya başlar arkadaşları bu gürültüde arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler.
Aralarından bir tanesi inanmasada onunla birlikte aramaya devam eder.
Kızılderili caddenin karşısına doğru yürür, arkadaşı da arkasından takip eder ve o binaların arasında bir kaç tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.
Arkadaşı Kızılderiliye "Senin insanüstü güçlerin var! Bu sesi nasıl duydun ?" diye sorar.
Kızılderili ise bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek arkadaşına kendisini izlemesini söyler.
Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlayarak atar. Bir çok insan bozuk para sesinin ceplerinden düşen bir paramı diye sesin geldiği yöne doğru bakar Kızılderili arkadaşına dönerek; "Gördün mü? Önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğine bağlıdır.
Herşeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin..." der.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/4/2007 - SEDEF ÇİÇEĞİ
Sedef Çiçegi Mahkeme salonunda, seksen yaslarindaki yasli çiftin durumu içler acisiydi.Adam inatçi bakislarla, suskun ninenin aglamaktan iyice çukurlasmis gözlerini ve bikkin bakislarini süzüyordu. Hakim tok sesiyle, yasli kadina: "Anlat teyze, neden bosanmak istiyorsun?" Yasli kadin, derin bir nefes çektikten sonra bas örtüsüyle agzini aralayip, kisilmis sesiyle konusmaya basladi. "Bu herif yetti gayri, 50 yildir bezdirdi hayattan..." Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda... Sessizlik, bu tür haberleri her gün manset yapan gazetecilerden birinin flasiyla bozuldu. Kim bilir nasil bir manset atacaklardi, yasanmis 50 yilin ardindan? Çok sayida gazeteci izliyordu davayi... Kadin neler diyecekti ? Herkes, onu dinliyordu. Yasli kadinin gözleri doldu ve devam etti: "Bizim bir sedef çiçegi vardi çok sevdigim... O bilmez... 50 yil önceydi.. O çiçegi bana verdigi çiçekler arasindan kopardigim bir yapragi tohumlamistim, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadi onlari yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya basladi.O zaman adak adadim. Her gece günes açmadan önce, bir tas suyla sulayacagim onu diye... Iyi gelirmis derlerdi. 50 yil oldu, bu herif bir gece kalkip bir kerede bu çiçegi ben sulayayim demedi. Taa ki geçen geceye kadar...O gece takatim kesilmis uyuyakalmisim... Ben, böyle bir adamla 50 yil geçirdim. Hayatimi, umudumu, herseyimi verdim. Ondan hiçbirsey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildigim görevlerden birisini yapmasini bekledim.Onsuz daha iyiyim, yemin ederim." Hakim yasli adama dönerek; "Diyecegin birsey var mi, baba?" dedi. Yasli adam bastonla zor yürüdügü kürsüye, o ana kadar suçlanmis olmanin utangaçligini hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi. Tane tane konustu: "Askerligimi Reisicumhur köskünde bahçivan olarak yaptim. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime'mi de orada tanidim. Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. Ilk evlendigimiz günlerin birinde, boyun agrisi nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa; boynundaki kireç sertlesir, kötülesir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansin, gezinsin dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun... Lafim geçmedi... O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yuz tuttu. Ben ona: "Gece çiçek sularsan geçer dedim. Adak dilettim... Her gece onu uyandirdim ve onu seyrettim. O sevdigim kadini, yavrusu bildigi çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki..." dedi adam. O yastaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle... "Her gece, o yattiktan sonra uyandim. Saksidaki suyu bosalttim. Sedef, gece sulanmayi sevmez, hakim bey... Geçen gece de... Yaslilik... Ben de uyanamadim. Uyandiramadim... Çiçek susuz kalirdi ama kadinimin boynu yine azabilirdi. Suçlandim...Sesimi çikartamadim..." O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes agliyordu...
"Sevgide cömert ama sevdiklerimizi kirmada oldukca cimri olalim"
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/2/2007 - DÖRT MUM
DÖRT MUM
Bir odada dört mum sessizce yanıyordu. O kadar derin bir sessizlik hüküm sürüyordu ki odada, aralarındaki fısıltı şeklindeki konuşmalar bile rahatlıkla işitiliyordu.
Birinci mum " Ben Barış'ım!" dedi. Ancak kimse benim sürekli yanık kalıp, etrafıma ışık saçabilmeme yardımcı olmuyor. Artık sönmek üzereyim.... Ve sessizce karanlığa gömülüverir......
İkinci mum " Ben İman'ım!" der. Ama artık gerekli olduğuma inanmıyorum.... Yanık kalmamın da bir kıymeti kalmadı, diye eklerken hafif bir esinti ışığını söndürüverir.
Üçüncü mum " Ben SEVGİ'yim" ama etrafıma ışık verecek gücüm kalmadı. İnsanlar beni hep kenara itiyorlar. Kendilerine en yakın olanları bile sevmemeye başladılar. der ve sessizce söner gider SEVGİ mumu.....
O sırada içeri aniden bir çocuk girer. Üç mumun söndüğünü görünce sebebini sorar ve niçin sonuna kadar yanmadıklarına hayıflanarak ağlamaya başlar.
Dördüncü mum, yumuşak ve yatıştırıcı sesi ile çocuğa ağlamamasını söyler. "Korkma ben etrafıma ışık saçtığım sürece diğerleri yeniden yanarlar ve onlar da aydınlatmaya devam ederler. Zira ben UMUD'um!" Gözleri parlaya çocuk umut mumunu alır ve diğerlerini SEVGİyle teker teker yakar.
İçinizdeki umut mumunun saçtığı ışığı asla söndürmeyin. Küçük çocuk gibi diğer sönmek üzere olan üç mumun da sürekli yanık kalmaları için çaba harcayın......
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/2/2007 - KURŞUNKALEM
Kurşunkalem
Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu :
"Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun ? Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mı ? "
Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi :
"Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin."
Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi.
"İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki ! "
"Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barışık bir insan olursun."
"Birinci özellik : Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı'dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir."
"İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öırenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar."
"Üçüncü özellik : Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir."
"Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabın ya da dışarıya yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın."
"Beşinci ve son özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın."
PAULO COELHO
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/2/2007 - " TANRI ' NIN FOTOĞRAF MAKİNASI "
ÇOCUK GİBİ DÜŞÜNMEK
O gun hava çok kötüydü.. durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu.... küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği Okuluna doğru yola koyulmuştu... ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi "yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?" diye telaşlandı.. Arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı.... derken bir baktı,küçük kızı az ilerdeydi.. Minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu.. Annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etmişti, nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu: "Yavrum hiç korkmadın mı bu havada yalnız yürümekten...? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun...?" Küçük kız cevap verdi: "Gülümsüyorum... çünkü Tanrı fotografımı çekiyor..."
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/2/2007 - AFFIN ERDEMİ
Affın Erdemi
Bir gün trenle seyahat eden birisi tesadüfen son derece huzursuz olan genç bir adamın yanına oturmuş. Bir sure sonra , genç adam , uzak bir hapishaneden henüz çıkmış bir mahkum olduğunu açıklamış. Mahkumiyeti ailesine o kadar utanç vermiş ki , ne ziyaretine gelmişler , ne de bir mektup yollamışlar. Ama fakir oldukları için seyahat edemediklerini , cahil oldukları için mektup yazamadıklarını umuyor ; her şeye rağmen kendisini affetmiş olmalarını hayal ediyormuş.
Ailesinin işini kolaylaştırmak için , kendilerine mektup yazıp tren kasabanın eteklerindeki çiftliklerinden geçerken bir işaret koymalarını söylemiş. Ailesi kendisini affetmişse , raylara yakın bir elma ağacına beyaz bir kurdele bağlayacaklarmış. Eğer kendisinin geri dönmesini istemiyorlarsa , hiç bir şey yapmayacaklar , o da trende kalıp Batıya gidecek , belki de bir serseri olacakmış.
Tren , kasabasına yaklaşırken heyecanı o kadar artmış ki , pencereden dışarı bakmaya cesaret edemiyormuş. Kompartıman arkadaşı kendisiyle yer değiştirip onun yerine elma ağacına bakacağını söylemiş. Bir dakika sonra elini genç mahkumun koluna koymuş , “ Şuraya bak ” demiş. Göz pınarlarında biriken yaşlarla gözleri parlıyormuş. “ Her şey yolunda , bütün ağaç bembeyaz kurdelalarla bezenmiş ”.
O anda bir ömrü zehirleyen tüm acılar , adeta , birden dağılmış , kaybolmuş.
"Affetmezseniz sevemezsiniz.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
İNSAN YAŞADIĞI SÜRECE SADECE KENDİNE AĞIR GELMEZ...HERKES KORKULARIYLA YAŞAR AMA PEK AZ İNSAN KORKULARININ ÜSTÜNE GİTME CESARETİ TAŞIR.
|