26/11/2006 - KAÇ BU HAPİSHANEDEN , DIŞARIDA " HAYAT " VAR
KAÇ BU HAPİSHANEDEN , DIŞARIDA " HAYAT " VAR
Başında gardiyanla yaşayanlar sadece cezaevlerindekiler mi ? Dört duvar arasında ömür sürenler sadece müebbet mahkumları mı ? Demir parmaklıklar ardındaki gözler sadece “ hürriyeti bağlayıcı ceza ” alanlara mı ait ? Milyonlarca insan görünmez duvarlar arasında gönüllü bir hükümlülük halinde . Gardiyanların gözetiminde bakıyor demir parmaklıklar ardından hayata . Dünyayı kendi dünyalarından ibaret sanıyorlar . Kendi yaşadıkları “ yaşam tarzı ” ndan başka “ tarz ” tanımıyorlar . Kendi doğrularını tartışma kabul etmez tek doğru , kendi tercihlerini alternatifsiz kabul ediyorlar . Dünyada bir kendileri var , bir de diğerleri . Bir kendi gibi yaşayanlar var , bir de başkaları . Bir kendi gibi düşünenler var , bir de ötekiler . Bir şey kendi isteklerine , beklentilerine göre geliştiğinde güzel ; keyiflerini kaçırdığında çirkin . Yağmuru pencereden seyrederken romantik bulup , altında ıslanırken baş belası sayabiliyorlar . Yağmuru bekleyen çiftçilerin bir damla önemi yok onlar için . Güneş onların dünyalarına doğduğu sürece var , onlar gölge bir yer bulana kadar zararlı , onlar deniz kenarında güneşlendiği sürece solaryum cıhazı . Böcekler onlarI ısırmadığı sürece yoklar, görüldüklerinde öldürülesi çirkin yaratıklar . Çiçekler sevgiliye sunulması , adına şarkılar bestelenmesi gereken bir süs eşyası . Çocuklar , eşler , güzel güzel giydirilip yanında gezdirmek için gerekli birer aksesuar . Et kolesterolden ibaret . Sebze rejim listesinde bir madde . Su, günde bilmem kaç litre tüketilmesi gereken bir içecek. Cehaletten örülü duvarlar önyargıyla sıvanıp , üstüne bencillik çatısı geçirilmiş … Dışarıdaki harika dünyadan , muhteşem hayattan haberleri olmayan milyonlarca insan … Her yıl hep aynı şekilde tatil yaparak ; tarihi , Milli Eğitim müfredatındaki tarih derslerinin anlattığı gibi sanarak ; matematiği , “ havuz ” problemleriyle sınırlayarak ; müzik denince sadece pop müziği hatırlayarak ; kainata “ manzara ” dışında bir gözle bakamayarak ; yaşamı , televizyon ekranından ve kahvehane/mahalle dedikodularından ibaret bilerek , daracık bir hapishane örüyor kendine . Tüm bu hapis hayatını en büyük özgürlük zannederken , kendi hayatıyla zaman zaman kesişen farklı hayatları “ ziyaretçi ” olarak görmek bir yana , küçümser gözlerle seyrediyor . Çünkü o küçük dünyasının dışındakiler mutlaka tuhaf , kesinlikle acaip , incelenmesi şart , arastırılması gerekli yaratıklar . Oysa volta atıp duruyor , özgürce yürüyorum derken . Sabah trafiğinde oldugunu sanıyor , koguşta sayım için beklerken . En kötüsü de , kendisini hür zannettiği için , asla kaçmayı düşünmüyor hayata . Kaçsa kaçsa otoban kenarındaki yeşilliklere piknik yapmaya kaçıyor . Ve dudaklarından dökülüveriyor , “ İşte hayat bu ” sözleri . Yumruğunu sıkarken aslında sıktığının , parmaklıklar oldugunu fark etmeden . Gün biterken yeni bir sayım alıyor gardiyanlar : Yazar kasalar Z raporu alıyor . Işletmeler hesap kapatıyor . Çelik kasalar kitleniyor . Kepenkler indiriliyor . Oysa dışarıdakiler buna gün batımı diyorlar . Onun eşsiz güzelliğini seyrederken , batıp gitmeyeni düşünüyorlar . Kapatacakları hesapları , indirilecek kepenkleri , kitleyecek kasaları , alacakları Z raporu olsa da , esen rüzgârı , düşen yağmuru , şekilden şekle giren bulutları , ezan sesini, ayaklarının altındaki toprağı , başının üstündeki gökyüzünü işitiyor , görüyor , hissediyorlar . Çünkü dışarıdalar . Çünkü özgürler . Çünkü hayattalar . Çünkü hayat , onu fark edenlere var.
Murat Çetin Genç Yaklasim, Agustos 2005
|