4/7/2009 - NASIL BAKMALI HAYATA ...........
Amerika da ünlü bir avukatın kaybettiği tek dava.... *Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlaniyordu . Futbolcu yakalanmıştı.
Ama karısının cesedi ortada yoktu. Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi. Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu. Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu: ´Sayın jüri üyeleri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inaniyorum. Buna az sonra sizler de inanacaksiniz.
Neden mi? Bakın, şimdi 1´ den 10´ a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karisi bu kapidan içeri girecek...
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10...´ Bütün jüri kapiya döndü. Kimse girmedi içeri . Avukat bir savunma dahisiydi , öldürücü hamlesini yaptı: ´Bakın, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapiya baktınız. İşte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum.´
Jüri, ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu sekilde sonuçlandi
Mahkeme çıkışında avukat , bayan jüri baskanina yaklasti: ´10´ a kadar saydigimda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız. Neden böyle bir karara imza attınız?´
´Doğru´ dedi jüri başkanı ; ´Ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu !.. ´ NOT: En iyi analist herkes bir noktaya bakarken , o noktaya yönelen bakışları izleyen kişidir.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/6/2009 - MUTLAKA OKUYUN
Arkadaşlar
herdamlasen in bloğuna girip son yazıları mutlaka okumalısınız . Ben çok beğendim ve herkese faydalı olacağına inandığım konular üstüne bu yazılar . Bir göz atın derim ...
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/6/2009 - ANLAŞILMAK MI ? ÖNEMSENMEK Mİ ?
Anlaşılmak mı, Önemsenmek mi?
İnsana dair en önemli gerçeklerden bir tanesi de, başta eşleri, ebeveynleri ve arkadaşları olmak üzere, yaşamında kendisine en yakın hissettiklerinin, her nedense, bir türlü kendisini anlayamadıklarını düşünmesidir.
Aslında anlaşılmak duygusu nasıl bir şeydir? Bir insan neler yaşar ve neler hissederse anlaşıldığına inanır. Yoksa hepimiz için tam olarak anlaşılmak, hiçbir zaman mümkün olmayacak mı dersiniz? Ya da hiç olmadık bir anda, bir profesyonelin sadece "seni anlıyorum" sözcüğü karşısında, oh be sonunda beni de bir anlayan çıktı diyerek kendimizi mi kandıracağız.
Anlaşılamamak duygusu bazen öylesine bir hal alır ki! Çevrenin bizi özellikle anlamak istemediği hissine dahi dönüşebilir. İnsan yaratılışı gereği, çevresi ile birlikte yaşama eğilimindedir. Çevre O'nun bir parçası, daha doğrusu O'nun daha iyiye ve güzele yönelmesi için, olmazsa olmaz konumundaki vazgeçilmezidir. O'nun varlığı İnsanoğlu için öylesine elzemdir ki, ondan gelecek olan taktir edilmek ,sevilmek daha doğrusu önemsenmek duygusu, O'nun yaşam enerjisinin ta kendisidir. İsterseniz şapkanızı önünüze koyaraktan, samimi bir şekilde kimlerle daha çok birlikte olmaktan ve de sohbet etmekten hoşlandığınızı, geçmişe yönelik olaraktan bir bir gözden geçirin. Eminim ki çoğunluğunuzun bu soruya vereceği cevap, size daha çok değer vererek, sizi önemseyen, ve sizi daha çok dinleyerek anlamaya çalıştığını hissettiren, insanlar olacaktır. Bu sorunun cevabını ararken,bu insanların ekonomik veya sosyal konumlarının ilk planda, pekte aklınıza gelmeyeceği ise başka bir gerçektir. Diğer taraftan da aynı insana, çevresinin kendisine hissettirdiği ve de kendisinin de buna inandığı, toplum için işe yaradığı ve faydalı olduğu hisside, onu, yaşama bağlayan en önemli bağlardandır. İşte, insanı güçlü bir tutku ile hayata bağlayan bu bağ, zaman, zaman bir şekilde yaşanmak zorunda kalınan gelişmelere bağlı olarak, çözülme eğilimine girebilir. İşte bu çözülme noktasındaki durumlara, doğru zamanlarda doğru müdahalelerde bulunulmazsa, bireyin, hem kendine, hem de topluma karşı, gittikçe artan yıkıcı duyguları depreşmeye başlar. Bundan sonraki süreçte ise, kendi dışımızdaki insanların bizi anlamamak adına, sanki kendi aralarında gizli bir anlaşma yaptıklarını düşünmeye başlarız.Bu durum ise içimizdeki öfkeye ait yıkıcı gücün, kat be kat artmasına neden olur. Yani söylemek istediğim; zihindeki düşünceler ile olumlu ve olumsuz duygular arasında, çok yakın bir ilişkinin olduğudur.
Bu ruh hali içerisindeki insanın, durumunu fark eden yakınları ise, öfkeli ve üzüntülü olan insana yardım etmek adına, ona üzülmemesi gerektiğini, üzüntüsünün sağlığına zararlı olduğunu, biraz iradesini kullanaraktan kendisini toparlamaya çalışmasını ya da çıkıp temiz havada dolaşmasını öğütleyerek, iyi niyetlerinin aksine, çok büyük bir hata yapmış olurlar. Çünkü böyle bir yaklaşımdan çıkan sonuç; sanki içinde bulunduğu ruh halinden kurtulması kişinin kendi elindeymiş te, o?da bunu istemiyormuş şeklindedir. Bu şekildeki bir yaklaşım ise, insandaki anlaşılamama duygusunu, bir kat daha artırır. Sonuç olarak ta, bir birini olumsuz yönde tetikleyerek süre gidecek olan, bir kısır döngüye yol açar.
Peki böyle bir durumda ne yapmalıyız? Bu tür psikolojik sıkıntıların üstesinden gelmek için nasıl bir yol izlemeliyiz?
Her şeyden önce çocukluğumuzdan bu yana, ebeveynlerimizin ve yakınlarımızın yaşamlarından şahit olduklarımızla, zihinlerimize kazınan ve de hiç bir zaman için doğruluğunu sorgulamadığımız, doğrudan "Nasihat etme" davranışından vazgeçmeliyiz. Yani! baştan hatalı olarak kurgulanmış yaklaşımlarımızdan, kurtulmalıyız. Bunun yerine, karşımızdaki insanın neden bu duruma gelmiş olabileceğini anlamaya çalışmalıyız. Olayı tam manasıyla çözemesek bile, hiç yoksa Ona, Onu anlamaya çalıştığımızı hissettirmeliyiz. Böylesi bir yaklaşım; karşıdaki insana, daha çok değer vererek, O'nu adam yerine koyduğunuzu, Kısacası, O'nu önemsediğinizi hissettirecektir. Bu tarzdaki bir yaklaşım, sadece nasihat etmek şeklindeki anlamsız bir davranıştan, kesinlikle çok daha fazla işe yarayarak, çözüme gidebilecek olan yolu, bir şekilde aralayacaktır.
Doğrusu bir insanın karşısındakini tam manası ile anlayabilmesi mümkün değildir. Çünkü bu durum karşımızda ki insanın yaşamış olduklarını, daha önceden bizim yaşamış olmamızı gerektirir ki, bu olasılık çok küçük bir ihtimaldir. Hem bu gün karşınızdaki insanın başa çıkmakta zorlandığı söz konusu olay, sizin için kolayca başa çıkılacak bir durmda olabilir ki, bu da sizde karşıdaki insan gibi anlaşılma ihtiyacına neden olmayacak demektir. Dolaysıyla da sonuçta siz karşınızdaki insanı yine anlamamış olacaksınız.
Sonuç olarak; karşınızda ki zorlanan insana, rol gereği yapmacık olarak "Seni anlıyorum" diyeceğinize. Ona, yaşadığı olayların kendisine özgü olduğunu, sizin onun hissettiklerinin aynısını hissetmenizin mümkün olamayacağını, ancak o'nun içerisinde bulunduğu şartların ve de yaşadığı sıkıntıların kolay şeyler de olmadığını hissettiğinizi söyleyin. Arkasından da onun duygularını paylaşmak adına, yaşamakta olduğu zorlukları dinlemek istediğinizi belirtin. Açıkçası ona, onun sizin için ne kadar da önemli olduğunu hissettirin.
GÜNÜN SÖZÜ : ŞEFKATLİ OL. KARŞILAŞTIĞIN HERKES ZOR BİR MÜCADELE VERİYOR.
EFLATUN
ALINTI : YALÇIN GÜZELHAN
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/6/2009 - AŞK TESTİ
Kız/erkek arkadaşınızın evine doğru gidiyorsunuz. Eve ulaşmanın iki yolu var. Bir tanesi dogrudan eve götürüyor, hızlı ama çok sıkıcı bir yol. Diğer yol ise daha uzunca fakat etrafta görülecek ilginç dükkanlar, güzel bir manzara ve renkli insanlar var. Sevgilinize gitmek için hangi yolu seçerdiniz?
2-Yolda 2 gül bahçesine rastladınız. Bir tanesi kırmızı güllerden diğeri beyaz güllerden oluşmuş. Sevgiliniz için 20 adet gül koparmaya karar verdiniz. Kaç tane kırmızı, kaç tane beyaz seçerdiniz? (isterseniz hepsini tek bir renkten seçebilirsiniz)
3-Sonunda eve vardınız. Arkadaşınız kapıyı açtı. Sevgilinizi çağırmasını rica edebilirsiniz yada kendiniz girip onu alabilirsiniz. Hangisini yaparsınız?
4-Sevgilinizin odasına gittiniz ama orda kimse yok. Gülleri orda bırakmaya karar verdiniz. Pencerenin yanına mı yoksa yatağın üzerine mi bırakırsınız?
5-Gün bitti ve artık yatma zamanı. Sevgiliniz ve siz ayrı odalarda yatıyorsunuz. Sabah uyanma vakti gelince, sevgilinizin odasına gidip bir baktınız. Sevgiliniz hala uyuyor mu yoksa uyanık mı?
6-Artık kendi evinize dönme zamanı. Kısa yolu mu yoksa uzun yolu mu tercih edersiniz
Şimdi Cevaplar :
1-Yol, sizin aşka karşı nasıl bir tavır aldığınızı gösterir. Eğer kısa yolu seçerseniz, çabuk ve kolay aşık olan bir tipsiniz. Eğer uzun yolu tercih ediyorsanız kolay kolay aşık olmuyorsunuz ve uzun zaman geçmesi gerekiyor.
2-Kırmızı güllerin sayısı ilişkiye ne kadar kendinizden verdiğinizi ve beyaz güllerin sayısı karşılığında ne kadar beklediğinizi gösterir. Örneğin, 18 kırmızı ve 2 beyaz tercih etmişseniz, %90 veriyorsunuz ve karşılığında sadece %10 bekliyorsunuz demektir.
3-Bu soru sizin ilişkideki problemlere karşı nasıl yaklaştığınızı gösteriyor. Eğer arkadaşından rica etmişseniz, o zaman problemleri yok farzetmeyi tercih ediyor ve bir şekilde kendi kendine çözümlenmesini bekliyorsunuz demektir. Eğer kendiniz gidip almış iseniz, o zaman biraz daha direk bir insansınız ve sorunları hemen çözmeyi tercih ediyorsunuz.
4-Güllerin nereye bırakıldığı sevgilinizi ne kadar çok görmek istediğinizi gösteriyor. Yatağın üzerine bırakmak, onu görmeyi çok istediğinizin göstergesi, buna karşılık pencere kenarına bırakmak görüşmesenizde olur anlamına geliyor.
5-Bu soru sevgilinizin kişiliğine nasıl yaklaştığınızı gösteriyor. Eğer onu uyurken buluyorsanız, sevgilinizi olduğu gibi seviyorsunuz. Eğer uyanıkken buluyorsanız, sizin için değişmesini bekliyorsunuz demektir.
6-Eve dönüş yolu bir insana ne kadar süre aşık kalabileceğinizi gösteriyor. Eğer kısa yolu seçmiş iseniz genelde aşklarınız çok çabuk bitiyor demektir. Eğer uzun yolu seçmişseniz bir ilişkide aşkınızın daha uzun süre devam edeceğini gösteriyor...
ALINTI
( BLOGCU HERDAMLASEN 'İN SİTESİNDE OKUDUM , HOŞUMA GİTTİ . SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM . BİR DENEYİN BAKALIM SONUÇ NE ÇIKACAK ? )
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/6/2009 - SEN KENDİNİ BİL,YETER
ey doğru yolun yolcusu, çaresiz kalma; çıkma kendinden dışarı, serseri olma; kendi içine sefer et erenler gibi: sen görenlerdensin, dünya seyrine dalma...
ÖMER HAYYAM
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/6/2009 - HAYATA DAİR
niceleri geldi, neler istediler sonunda dünyayı bırakıp gittiler sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi o gidenler de hep senin gibiydiler...
ÖMER HAYYAM
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/12/2008 - Sağlık
Şu hayatta en değerli hazinemiz sağlık.Ama biz bunu bilmeden yaşamaktayız.Bense bunu çoooooooooooooooooook uzun zamandır bilmek zorunda kaldım ve oldukça uzun zamandır eskisi kadar yanınızda olamayışımın sebebi de .Arkadaşlar sağlık sorunlarım nedeniyle bir süre daha aranızda olmayacağım.Kendinize iyi bakın.
angelchilds
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/10/2008 - NASİHAT
| Oğul;
“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Hırsımız, bencilliğimiz…”
Dünya bir garip han, bir hoyrat mekan, İnsan bir garip varlık kabına sığmayan… Hayat bir yudum su, bir anlık rüya… Ömür bir kısa yol tekrarı olmayan…
Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın ha kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilere danışarak tutasın, danışırsan yol alırsın, danışmasan yolda takılıp kalırsın oğul.
“Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgarında savrulup gidersin.”
Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun, bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun. Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sırlar vardır. Sırlar ki, ebedi muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken cennetin kapılarını aralayasın oğul.
“Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın, azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil, her işin gereğini vaktinde yap! ”
Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.
“Yolcu, buruk baş gerek Gözde daim yaş gerek Huy biraz yavaş gerek Yoksa yollar aşılmaz.”. diyen ne güzel söylemiştir. Öfke benliğin yemi, en lezzetli gıdasıdır. Benlik semirdi mi irade yok olur gider. İradesi zayıflayanın ruhu intihar eder. Posalaşmış bir beden taşımak ne ağır zillet, ötelere kapalı bir ruh taşımak ne büyük ihanet.
Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. “Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır.” İnsan ocaklar gibi yanmalı, yanmalı da kimselere gamını ilan etmemelidir. Gözünü ötelere dikesin oğul, hesabını idealine göre yapasın. Şunu da asla unutmayasın: “Her şeyin vakti tayin edilmiştir. Vaktinden önce öten horozun başı kesilir.”
Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına talip olmakta kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaratan’ın kullarına ihsanıdır.
“Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme.”
Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hakim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini de sarraf bilir, sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez; sağırdır, kem sözü işitmez; dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi Hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu namusu bilir.
“Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir! ”
Anadolu; içinden kıvrım kıvrım ırmaklar akan, ağıtları alev alev ciğerler yakan… “Ana”larla dolu olan…
Ana çile yumağıdır, oğul dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın oğul. Yarın yuva kurduğunda ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın.
“Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler! ”
Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahadır olsa da, muhabbete tuş olur.” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dair hedeflerin var oğul.
Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.
İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı, İyiliğe iyilik her kişinin kârı Kötülüğe iyilik de, er kişinin kârıymış oğul.
Sen bizim rüyamız, sen bizim devâmız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun.
Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun. |
ALINTI
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/7/2008 -
Beyazkartalsete cevap: HERŞEYİ BIRAKIP GİDECEĞİM ŞİİRİYLE ilgili
30.04.2008 tarihli şiiri ben yazdım.Size ait olduğunu iddia etmişsiniz.Sayfalara bakarsanız kendi yazdığım şiirlerde angelchilds yazısı görürsünüz.Şiir yazmak yıllardır benim en büyük dinlencem ve şiir dalında Akdeniz genç şairler yarışmasında 1.cilik ve okullar arası 3.cülük derecelerim var.Yani kimsenin şiirini çalmaya ihtiyacım yok.
Kimsenin şiirinin altına kendi adımı yazmam.Ve sayfalarımda çoğunlukla TANINMIŞ şairlerin şiirleri bulunur.Bunun dışında beğendiğim şiir olursa da şairinin ismini belirterek sayfamda yayınlarım.Çünkü bunun tersi bir durum saygısızlıktır.
Ayrıca kendi yazdığım şiir için kimseye teşekkür edecek değilim.Ve bu şiirin size ait olduğu kanısına nerden vardığınızı da bilmek isterim doğrusu.Çünkü ben o şiiri bir hüzün sonrası yazdım ve sayfama koydum.Sizin olduğunuzu nerden çıkardınız?Ayrıca kim olduğunu dahi bilmediğim birisiniz!
Ne şiir ne başka şey ...Birini hırsızlıkla suçlamak ağır bir ithamdır.Lütfen kendinizi ve sınırınızı biliniz.......
Ben saygı çerçevesinde size yine de iyi günler diliyorum.
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
İNSAN YAŞADIĞI SÜRECE SADECE KENDİNE AĞIR GELMEZ...HERKES KORKULARIYLA YAŞAR AMA PEK AZ İNSAN KORKULARININ ÜSTÜNE GİTME CESARETİ TAŞIR.
|